Bu gadget'ta bir hata oluştu

9 Ocak 2013 Çarşamba

BU AĞITI YAZACAK MEZARTAŞINI BULUN BANA!

istediğin buysa

öldür!

sorun değil

göm beni arka bahçene

kürek kemiğinle ört ama üstümü

ört ayıbımı sadece gözyaşlarımla

bu ıslak aşkla soğuk soğuk

önemseme kayıbımı

yoruldum

terk et beni öldür!

zerk et dünyanın tüm zehrini bana

yalnız kalmak mı?

hiç bu kadar korkutucu olmadı

ama dert değil

su hava ve toprak

lütfen beni bunlarla yalnız bırak!

esirgesin beni içindeki her yer

 esirger mi bilmiyorum

sadece kaybolmak istiyorum

hep yarımdım

o da bitsin artık

yekpare işimi bitir!

dindir acılarımı

bende bu gece öldüremediklerini

ne olur sonunda bitir!

göm içine beni toprağın

ayazın yelinin

haylaz türkülerini dinleyeyim

seherin seli

bırak boğsun bedenimi zamansızca

tek derdim sendin

-sen teksin derdim-

yegane ecelim de sen ol!

herkesin istediği buydu nasılsa

bırak bari giderken seni mutlu edeyim

her şey düzelir böylece

at üstüme ilk toprağı cenazemde

ağlayan hiç olmasın

benim üzerimi zambaklar örtecek durma!

devam et öldür!

biliyorsun ki ben bunu hak ettim

hep güldürmüştün

şimdi biraz da öldür…

yoksa bu sızı dinmez

sızlayan bir gönülle

bir insan

ne kadar yola devam edebilir...

çınlasın kulaklarımda

“beautiful tango”

marşım bırak arşa dokunsun

ve gözyaşlarım toprağa

ve bedenim bedeviler gibi kurtlara

şimdi değil

baştan beri

acılarla yüzleşiyordum

belki kurtuluştur

hemen öldür!

koyma bir parçamı yarına

gidiyorum diye bana asla darılma

ne gerekiyorsa yap!

her gün küçük cesetleri

üzerimde bulmaktan ben de usandım zira

beni tamamen öldür!

kurşun gibi gözyaşları

indir yanağımdan yüreğine

yılanlar gibi deri değiştirdi bak

yalan söylemeyen yanaklarım

durma!

son külümü de söndür

ne acımasız cellatlar girdi hayatıma

ben gene de dirildim

bu sefer söz

ölmeyi becereceğim!

hayatta kalmayı bir süredir

zaten sevemedim

hep gafil avlandım

ay ışığında hazırlıksız yakalandım

bir av olmayı tercih ettim sanırım bu milatta

kapan kurmayı asla istemedim

sen de kork yalnız!

işini yarım bırakmaktan bence

biliyorsun ki

en tehlikelisidir yaban

çünkü her şeyi yapabilir yaralı bir hayvan

ben güzel bir yabancıydım sanırım

tek ömürlük bu dost sofrasına

belki sadece bir tanrı misafiri

aç kalktım daima sofranızdan

çünkü ağzım yemez olmuştu

ne zamandır

toprakla dolmuştu

beni sevdiğini duymaktan

kulaklarım ne yazık ki artık duymuyordu…

biz yenilmedik hiç

sen yoruldun bunu bil

ben ölmedim          

hala mezara giren sensin

dikkatli ol!

insan kimi zaman kendi ölüsünü de taşır

İsa da böyle yapmıştı

biri bazen

kendi tabutunu da çakar hiç anlamadan

bir başkası için tek tek ölür!

zaten yaralıdır

durma hiç

tereddüt bile etme

ben razıyım bu ihtişamsız kabire

gönüllüyüm herkesten ayrı

çöle dikilen zakkumlar gibi

çünkü bir zıkkım gibi aynı

son yutmaya çalıştığım lokma

bu tanrı misafirliğinin

sonu gelmiş sofrasında

yar olmak istedim yarım kaldım

yar kenarında çiçek açtı yarim

geniş ovaları yoktu

izin vermediler bir türlü
 
yaseminler kokuyordu

çiçek kendi kokusundan korkuyordu hatırla!

ben önünde huzurla eğildim

tek topraktım ki ben bildiğim

bir çiçek önünde gururla eğilirdim

tek goncası kanardı

yüreğimden usulca

ne üzerine bülbül konardı

ne şarkılar vardı

ona hiç ses edemedim

dokundu ağıtlar ağır ağır

her matemimi armağan etmiştim

bak nefsim artık sağır

ay çıkacak yarın

beni gömmek için

sakın geç kalmayın!

sanırım veda etme zamanı

sana veda edilmez biliyorum

konuşamaz çürümüş dudaklar

toprak dolmuş bir ağız

tek bir sözünü yerine getirmekten aciz

böyle bir gün de gelecekmiş demek ki

böyle sönecekmiş

kandilimin fitili

içimde biriktirdiklerim

bir bomba gibi

sessizlikte böyle patlamalıymış

böyle de ölürmüş bir yiğit

demek bir kadın

böyle de sevilebilirmiş

bu da sığdı

şu küçük yaşantımıza

öldük!

ama gitmeden

neyse ki bunu da gördük!

ak kefende kara baht

okuma yazma bilmeyen ananın ak sütünde

bir karayazı

ahh bu kabirin ayazı

üşütüyor şimdi

onun bensiz her yazı

-asla vazgeçmeyeceğim-

bırak gözlerimin feri sönsün

bırak ruhum onun için geri dönsün

bu tanrı misafirliğinde

son yediğim lokmayı

sanırım hazmedemeyeceğim…

nice sofralardan kalktım ben

Musa’ nın Kızıldeniz’i yarıp geçmesi gibi

kaçtım ardıma bakmadan

ne hülyalar gördüm

içlerinden sağ çıktım

tam uyuştum derken

kendimi çığlıkla uyanır buldum

nefes yetmez olmuştu

ölmesi gerekiyordu adımın

zira soğumaya başlamıştım

solumak yerine

en ince yerime

Azrail’ in orağı değmişti

sanırım azıcık direneceğim

naz yapacağım ağladıklarıma

isyan edeceğim daha

hiçbir zaman anlamadıklarıma

dur!

belki hemen gitmek istemiyorumdur

unut beni eğer niyetliysen

uyut beni bu kimsesizlik

sessizlik tabutunda

çak çivilerini de bir bir

kabrime sen dahil

kimseler giremesin

kimse demesin vazgeçti diye

mezartaşıma

tek bir pişmanlık bile sığmasın

idare et işte beni aşkım

annem babam öldüğümü anlamasın

köpeğim

gömüldüğüm toprakta beni aramasın

anımsamasın adımı bir daha asla kimse

dudaklarda adım bile artık

anılmasın!

8 Ocak 2013 Salı

MU ELEMENTLERİ


takatsizim…

izsiz kuyularda yokuş çıkmışım gibi

nefesim kesik

sanırım hıçkırmak üzere olduğumu

anlamak zorundayım

bu sana bir hediye

-ben asla yenilmedim diye-

artık boğulmayacağım

çünkü pes etmek imkansız

bitmediğinde umudum

bak hava bile nefesimi düğümleyemiyor

ben havayı düğümlüyorum…


itaatsizim…

ipsiz kuyularda inzivaya çekilmişim gibi

kanım donuk

sanırım kendi seçtiğim bir kahrı

yaşamak üzere olduğumu

anlamak zorundayım

bu sana bir hediye

-ben asla yenilmeyeceğim diye-

artık bu ıstırapla yanmayacağım

çünkü el çekmek imkansız

tükenmediğinde umudum

bak ateş bile sayıklamamı düğümleyemiyor

ben ateşi düğümlüyorum…


telafisizim…

dipsiz kuyularda susuz çatlamışım gibi

tenim çorak

sanırım ağlamak üzere olduğumu

anlamak zorundayım

bu sana bir hediye

-ben asla yenilmem diye-

artık ağlamayacağım

çünkü vazgeçmek imkansız

tuz bastığında yarama umudum

bak su bile gözyaşlarımı düğümleyemiyor

ben suyu düğümlüyorum…